Boşanma süreci, hem kadınlar hem de erkekler için hukuken zorlu ve yıpratıcı bir süreçtir. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik içerisinde kadın ve erkek eşit hak ve sorumluluklara sahiptir; bu durum boşanma davaları için de geçerlidir. Yani kanun önünde her iki taraf da boşanma sebebi sunma, dava açma, nafaka, velayet, mal paylaşımı ve tazminat taleplerinde eşit haklara sahiptir. Ancak uygulamada, erkeklerin boşanma süreçlerinde bazı özel kaygıları ve dezavantajları olabilmektedir. Bu blog yazısında, evli olup haklarını öğrenmek isteyen, boşanmayı düşünen veya boşanma sürecindeki erkekler için güncel hukuki bilgileri derledik. Boşanma Davasında Erkeğin Hakları başlığı altında, boşanma sebeplerinden velayete, nafakadan mal paylaşımına, delil toplamadan tazminata kadar erkeğin sahip olduğu hakları ve karşılaşabileceği durumları alt başlıklar halinde ele alıyoruz.

Boşanma sebepleri ve erkeğin dava açma hakkı
Türk Medeni Kanunu’na göre bir boşanma davasının kanunda belirtilen geçerli boşanma sebeplerine dayanması gerekir. Kanunun 161-166. maddeleri arasında sayılan başlıca boşanma sebepleri şunlardır:
- Zina (eşin aldatması)
- Hayata kast, pek fena muamele veya onur kırıcı davranış (eşe şiddet uygulamak, öldürmeye teşebbüs veya ağır hakaret)
- Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (eşin yüz kızartıcı bir suç işlemesi veya toplumca ayıplanan bir yaşam sürmesi)
- Terk (eşin aileyi bırakıp gitmesi ve dönmemesi)
- Akıl hastalığı (eşte evliliğe engel olacak derecede akıl hastalığı olması)
- Evlilik birliğinin temelinden sarsılması (şiddetli geçimsizlik)
- Eşlerin anlaşması (anlaşmalı boşanma) – evlilik en az 1 yıl sürmüşse, taraflar protokolle anlaşarak birlikte boşanma talep edebilir.
Bu sebeplerden birine dayanarak erkek de tıpkı kadın gibi boşanma davası açma hakkına sahiptir. Hukuken boşanma davasını kimin açtığının bir önemi yoktur; erkeğin dava açması ile kadının açması arasında yasal açıdan fark bulunmamaktadır. Yani bir erkek, yukarıda sayılan yasal gerekçelerden herhangi birine dayanarak evliliğin sona erdirilmesini mahkemeden talep edebilir. Örneğin, aldatıldığını düşünen bir erkek “zina” özel sebebine veya genel sebep olan “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” ilkesine dayalı olarak boşanma davası açabilir.
Eşlerden birinin dava açması halinde, diğer eş davayı kabul etmezse süreç çekişmeli boşanma davası olarak ilerler. Anlaşmalı boşanmada her iki taraf tüm konularda uzlaştığından dava tek celsede sonuçlanabilirken, çekişmeli boşanmalar delillerin toplanması, tanıkların dinlenmesi ve karşılıklı iddiaların değerlendirilmesiyle genelde 1-2 yıl kadar sürebilmektedir. Bu noktada erkeğin bilmesi gereken önemli bir husus, ilk davayı açan olmakla sonradan karşı dava açmış olmanın arasında da bir fark olmadığıdır. Yani erkek, boşanma davasını ilk açan taraf olabileceği gibi, kadının açtığı davaya karşı kendi taleplerini içeren bir karşı boşanma davası da açabilir – her iki durumda da yasal olarak hakları aynıdır.
Velayet hakkı ve babanın durumu
Boşanma durumunda ortak çocuğun velayeti kime verilecek sorusu, erkekler açısından en hassas konulardan biridir. Kanunen anne ve baba, evlilik birliği içindeki çocuklar üzerinde eşit velayet hakkına sahiptir; boşanma sonrasında ise hakimin takdiriyle velayet anne veya babadan birine verilir. Babanın da çocukların velayetini talep etme hakkı vardır ve hakim, tarafların talepleri olsa dahi çocuğun üstün yararını gözeterek karar verir. Yani baba boşanmada çocuğun kendisinde kalmasını isteyebilir; ancak mahkeme, anne ve babanın koşullarını ve özellikle çocuğun menfaatini değerlendirip buna göre karar verecektir.
Velayet konusunda en temel ilke çocuğun üstün yararıdır. Hakimler karar verirken çocuğun yaşı, bakımı, eğitimi, alıştığı düzen, anne ve babanın ona sunabileceği imkanlar gibi pek çok faktörü göz önüne alırlar. Bu kapsamda çok küçük yaştaki çocukların genellikle anne bakımına muhtaç olduğu kabul edilir. Özellikle 0-3 yaş aralığındaki bebeklerin anne şefkatine ve bakımına mutlak ihtiyaç duyduğu Yargıtay uygulamalarında belirtilmiştir; bu nedenle annenin ciddi bir yetersizliği veya çocuğa zarar verecek bir hali yoksa bu yaştaki çocukların velayeti kural olarak anneye bırakılır. 3-6 yaş aralığında da anneden bakım ihtiyacının devam ettiği varsayılır; ancak burada kural mutlak değildir. Eğer annenin çocuğa bakamayacak durumda olduğu, sağlık problemleri yaşadığı veya çocuğun gelişimine zarar veren bir yaşam tarzı içinde bulunduğu ispatlanırsa, istisnai olarak bu yaş grubundaki çocuğun velayeti babaya verilebilir. Okul çağındaki (6-12 yaş) çocuklar için ise mahkeme, ebeveynlerin maddi-manevi koşullarını değerlendirir ve genellikle pedagog raporları ile çocuğun görüşünü de dikkate alır. 12 yaş üstü çocuklarda çocuğun kendi tercihi önem kazanır; mahkemeler bu yaş grubunda çocuğun hangi ebeveyni tercih ettiğine büyük ölçüde saygı duymaktadır.
Özetle, yasa metni velayet konusunda anne-baba ayrımı yapmasa da uygulamada küçük çocuklar çoğunlukla anneye verilmektedir. Bu durum babalar açısından dezavantaj gibi görünse de esasen çocuğun yaşı ve ihtiyaçları belirleyici olmaktadır. Babanın velayeti alabilmesi için, çocuğun menfaatinin baba yanında daha iyi korunacağını göstermesi kritik önem taşır. Örneğin anne çalışamayacak durumda ise veya çocuğa zarar veren bir alışkanlığı (örneğin ağır bir bağımlılığı) varsa, baba bu durumları delillerle ortaya koyarak velayetin kendisine verilmesini talep edebilir. Mahkeme, babanın çocuk için daha avantajlı bir ortam sunabileceğine kanaat getirirse velayeti babaya verebilir. Ayrıca boşanma sonrası ortak velayet (her iki ebeveynin çocuğun velayetini paylaşması) konusu Türk hukukunda yakın zamana dek kabul görmezken, son yıllarda anlaşmalı boşanmalarda ve uygun durumlarda bazı mahkemeler ortak velayete de onay vermeye başlamıştır (tarafların rızası varsa).
Velayet kendisine verilmeyen baba da çocukla kişisel ilişki kurma (görüşme) hakkına sahiptir. Mahkeme, çocuğun velayeti anneye bırakıldığında, babanın çocukla düzenli ve uygun şekilde vakit geçirebilmesi için belirli günler ve saatler içeren bir kişisel ilişki (ziyaret) takvimi belirler. Bu genellikle babanın çocuğu hafta sonları veya belirli aralıklarla alıp görmesi, tatillerde vakit geçirmesi şeklinde düzenlenir. Anne, mahkemenin belirlediği bu görüş günlerine uymak zorundadır; aksi halde baba hukuki yollara başvurarak kararın icrasını isteyebilir. Babanın çocukla ilişkisini sağlıklı yürütebilmesi için, boşanma sonrası dönemde anne ile iletişimini çocuğun menfaatine odaklı ve saygılı bir zeminde sürdürmesi önemlidir.
Nafaka (tedbir, yoksulluk, iştirak nafakası) konularında erkeğin sorumlulukları ve itiraz hakları
Boşanma davalarında nafaka konusu, erkeğin en çok merak ettiği ve bazen endişe duyduğu alanlardan biridir. Toplumda yaygın bir inanış olarak nafaka hep erkeğin ödeyeceği bir yükümlülük gibi düşünülse de kanunen nafaka talep etme hakkı kadın veya erkek ayrımı yapmaksızın, şartları oluşan herkese tanınmıştır. Yine de uygulamada genellikle ekonomik olarak daha güçlü tarafın (çoğu zaman erkeğin) nafaka ödeyen konumda olması sık rastlanan bir durumdur. Türk Medeni Kanunu’nda üç temel nafaka türü bulunmaktadır:
- Tedbir Nafakası: Boşanma davası açıldığı andan, kararın kesinleşmesine kadar devam eden geçici nafakadır. Mahkeme, talep olmasa bile kendiliğinden, dava süresince eşlerin barınma ve geçimini, çocukların bakımını sağlamak üzere gerekli önlemleri alır…
- Yoksulluk Nafakası: Boşanma gerçekleştikten sonra, ekonomik durumu kötüleşecek ve yoksulluğa düşecek olan eşe bağlanan nafakadır…
- İştirak Nafakası: Bu nafaka, boşanma sonrasında müşterek çocukların bakım ve eğitim giderlerine katılmak amacıyla, velayet kendisine verilmeyen ebeveynin, velayeti alan tarafa çocuk için ödediği nafakadır…
Erkeğin nafaka konusundaki sorumlulukları, yukarıda görüldüğü üzere çoğunlukla maddi yükümlülüklerdir: Dava sürecinde ayrı yaşıyorsa eşine ve çocuğuna bakmak, boşanma sonrası eğer eş yoksulluğa düşecekse onu desteklemek ve velayeti alamadığı her çocuk için düzenli iştirak nafakası ödemek. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi yasal bir zorunluluktur; ödeme yapılmazsa, kadın icra yoluyla birikmiş nafaka alacaklarını faiziyle tahsil yoluna gidebilir…
Mal paylaşımı ve erkeğin alabileceği pay
Evlilik süresince edinilen malların boşanma sonrasında nasıl paylaşılacağı, tarafların mal rejimine göre belirlenir. Türkiye’de 01 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren yeni Medeni Kanun ile birlikte yasal mal rejimi “edinilmiş mallara katılma rejimi” olarak kabul edilmiştir. Bu rejime göre, eşlerin evlilik süresince kazandıkları, gelirleriyle edindikleri mallar edinilmiş mal sayılır ve boşanma halinde kural olarak yarı yarıya paylaşılır. Yani bir erkek, evlilik boyunca elde edilen birikim, gayrimenkul, araç gibi değerlerin yarısı üzerinde hak sahibidir (tabii ki bu, kadının da aynı oranda hak sahibi olduğu anlamına gelir). Mal paylaşımı davası genellikle boşanma davasından ayrı ve sonra açılan bir dava olmakla birlikte, anlaşmalı boşanmalarda taraflar bir protokolle mal paylaşımı konusunu aralarında çözebilirler.
Mal rejimi konusunda dikkat edilmesi gereken ayrıntılar şunlardır:
- Kişisel mallar paylaşılmaz: Eşlerin kişisel mal sayılan varlıkları mal paylaşımına dahil edilmez. Türk Medeni Kanunu m.220’ye göre, eşlerin evlenmeden önce sahip oldukları mallar, evlilik sırasında karşılıksız kazanım yoluyla elde ettikleri (miras, bağış gibi) mallar, sadece kişisel kullanıma yarayan eşyalar ve manevi tazminat alacakları kişisel mal kabul edilir. Örneğin erkeğin evlilikten önce aldığı bir ev veya babasından miras kalan bir arsa onun kişisel malıdır; boşanmada bu mal üzerinde kadın hak iddia edemez. Mal paylaşımında öncelikle taraflar kendi kişisel mallarını geri alır, kalanlar edinilmiş mal olarak yarı yarıya bölünür.
- 2002 öncesi evlilikler: 1 Ocak 2002’den önce yapılmış evliliklerde, eşler başka bir mal rejimi seçmedilerse, 2002’ye kadar mal ayrılığı rejimi geçerliydi. Bu durumda 2002 öncesi edinilen mallar kimin üzerinde kayıtlıysa onun kişisel malı sayılır. 2002’den sonra edinilenler ise edinilmiş mal olarak paylaşılır. Dolayısıyla uzun süreli evliliklerde, malın edinildiği tarih önem taşır. Erkek, evlilik birliği içinde özellikle 2002 sonrası alınan mallar üzerinde hakkı olduğunu bilmelidir.
- Katkı ve değer artış payı: Eşlerden biri, diğerinin malına katkı sağladıysa (örneğin kadının üzerine kayıtlı bir evin alınmasına erkek finansman sağladıysa veya tam tersi) mal paylaşımında katkı payı alacağı ve değer artış payı talep edebilir. Erkek, kadının adına kayıtlı bir malda emeği veya maddi katkısı olduğunu belgelendirerek, o mala dair hak talep edebilir. Bu haklar da yine boşanma sonrası açılacak ayrı bir mal rejimi tasfiye davasında ileri sürülür.
- Kusurun mal paylaşımına etkisi: Mal paylaşımı kural olarak kusurdan bağımsızdır; tarafların birbirine karşı hatalı olması, malların bölüşümündeki yarı yarıya prensibini etkilemez. Ancak Türk Medeni Kanunu m.236/2’de düzenlenen istisnai bir durum vardır: Eğer boşanma davası zina (aldatma) veya hayata kast gibi özel ve ağır bir sebebe dayanıyorsa, hakim hakkaniyetin gerektirdiği hallerde kusurlu eşin edinilmiş mallardaki katılma alacağını azaltabilir veya tamamen kaldırabilir. Örneğin, kadın zina nedeniyle kusurlu bulunarak boşanmaya sebep olmuşsa, mahkeme kadının normalde erkekten alabileceği mal paylaşımı alacağını (örneğin evin değerinin yarısını) tamamen sıfırlayabilir veya azaltabilir. Bu madde, erkeğin lehine bir durum yaratabileceğinden, böyle ağır kusur durumlarında erkek tarafı mahkemeden bu hakkaniyet indiriminin uygulanmasını talep edebilir. Elbette, bunun için erkeğin davada hakimin takdirini haklı kılacak şekilde karşı tarafın ağır kusurunu kanıtlaması gerekir.
- Mal kaçırma ve koruma önlemleri: Boşanma sürecinde bazen taraflar malları kaçırmaya veya saklamaya yönelebilmektedir. Bu noktada erkek, eşinin malları elinden çıkararak hak kaybına uğramamak için mahkemeden ihtiyati tedbir talep edebilir. Örneğin ortak aile konutu kadının üzerindeyse, erkek bu konuta aile konutu şerhi konulmasını isteyebilir. Aile konutu şerhi konulan ev, diğer eşin onayı olmadan satılamaz, devredilemez. Aynı şekilde, kadın da erkeğin adına kayıtlı aile konutuna şerh koydurarak erkeğin evi habersiz satmasını önleyebilir (uygulamada bu talep daha çok kadınlardan gelmektedir). Erkeğin bir diğer hakkı, eğer barınacak yeri yoksa ve şartlar uygunsa, ortak konutun kendisine tahsis edilmesini talep etmektir. Ancak mahkeme, bu konuda genellikle ekonomik olarak daha güçsüz veya çocukların velayetini alan tarafa öncelik tanımaktadır; erkek ekonomik açıdan zayıf durumda ise veya sağlık sorunları varsa bu talep değerlendirilebilmektedir.
- Dava süresi ve zaman aşımı: Mal paylaşımı davası, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra 10 yıl içinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü süre niteliğinde olup, 10 yıl geçtikten sonra tarafların artık yasal olarak mal paylaşımı talep etme hakkı kalmaz. Uygulamada çoğu kişi hemen boşanma ile birlikte mal paylaşımının da otomatik olacağını düşünür fakat durum böyle değildir; mal paylaşımı ayrı bir dava konusudur ve erkek, boşanma kesinleştikten sonra hakkını unutup yıllarca beklerse zaman aşımı nedeniyle mağdur olabilir. Bu nedenle, hak kaybına uğramamak için boşanma davası biter bitmez mal rejiminin tasfiyesi davası açmak veya anlaşmalı boşanma protokolü ile mal paylaşımı konusunu netleştirmek en doğrusudur.
Erkeğin alabileceği pay, yukarıda anlatılan yasal rejim gereğince evlilikte edinilen malların yarısıdır. Erkek, kendi adına veya eşinin adına kayıtlı olsun fark etmeksizin, evlilik birliği süresince alınmış her türlü mal, birikim ve değerin %50’sine hak kazanır (istisnai durumlar hariç). Ancak bu, doğrudan malların bölünmesi anlamına gelmez; çoğu zaman diğer eşe bir alacak hakkı düşer. Örneğin ev kadının üzerineyse, mahkeme evin değeri üzerinden erkeğe bir alacak hakkı tanır ve kadın bu miktarı erkeğe ödemek durumunda kalır (veya mal satışa çıkarılıp paylaşılır). Erkek, mal paylaşımı sürecinde haklarına sahip çıkmak için üzerine düşeni yapmalıdır: Edinilen malları tespit etmeli, gerekiyorsa tapu, banka vb. kayıtları delil olarak sunmalı ve varsa kendi katkılarını ortaya koymalıdır. Unutulmamalıdır ki mal paylaşımı, hukuki ve teknik bir süreçtir; hesaplamalar, mal türleri (edinilmiş/kişisel) ve talepler doğru şekilde yapılmazsa erkek hak kaybına uğrayabilir. Bu nedenle bu süreçte uzman bir avukat desteği almak faydalı olacaktır.

Karşı dava ve delil toplama hakkı
Bir boşanma davasında erkek, davalı konumunda ise yani boşanma talebi ilk olarak kadından gelmişse, erkeğin en önemli haklarından biri karşı dava açma hakkıdır…
Karşı dava açmanın erkek açısından önemi büyüktür… Özellikle özel boşanma sebeplerine (zina, hayata kast gibi) dayalı davalarda karşı dava daha da kritik hale gelir…
Boşanma sürecinde her iki taraf gibi erkeğin de delil sunma ve toplama hakkı vardır. Mahkeme, boşanmaya gerekçe yapılan olayların gerçekleşip gerçekleşmediğine ve tarafların kusur durumuna sunulan deliller doğrultusunda karar verir…
Erkeğin manevi tazminat talep edebilmesi
Boşanma davalarında sıkça gündeme gelen tazminat türlerinden biri manevi tazminattır. Manevi tazminat, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, diğer taraftan talep edebileceği manevi zararların para ile karşılanması talebidir…
- Eşinin aldatması erkeğin kişilik haklarına ağır bir saldırıdır…
- Erkek, eşinin kendisine yönelik sürekli hakaret, iftira veya küçük düşürücü davranışlarına maruz kalmışsa…
- Eşinin terk etmesi ve bu yüzden erkeğin derin psikolojik çöküntü yaşaması da manevi zarar kapsamına girebilir…
- Eşinin aile içi şiddet uygulaması sonucu erkeğin fiziksel ve ruhsal açıdan zarar görmesi halinde de erkek manevi tazminat isteyebilir…
Manevi tazminat talep eden erkeğin, talebini boşanma davası kapsamında ileri sürmesi gerekir (ayrı bir dava olarak açılamaz, boşanma davasıyla birlikte istenmelidir)…
Sonuç olarak, erkekler de boşanma davalarında manevi tazminat hakkını kullanabilirler. Özellikle aldatılma gibi ağır vakalarda bu hak mutlaka gündeme getirilmelidir…
Dava sürecinde erkeklerin yaşadığı hukuki dezavantajlar ve nasıl korunabilecekleri
Her ne kadar kanun önünde kadın ve erkek eşit haklara sahip olsa da, boşanma sürecinde erkeklerin pratikte karşılaştığı bazı hukuki dezavantajlar olduğu bir gerçektir. Bu dezavantajlar kısmen toplumsal rollerden, kısmen de bazı yasal uygulamalardan kaynaklanabiliyor. Aşağıda erkeklerin sıkça yaşadığı dezavantajlı durumlar ve bunlara karşı alınabilecek önlemler ele alınmıştır:
-
1. Velayet Konusunda Dezavantajlar: Yukarıda velayet bölümünde detaylı açıklandığı gibi, özellikle küçük çocuklar söz konusuysa mahkemeler çoğunlukla anne bakımını tercih etmektedir. Bu durum, iyi bir baba olsa bile erkeğin sırf cinsiyeti nedeniyle çocuklarından ayrı kalmasına yol açabiliyor gibi algılanır.
Nasıl korunabilir? Baba, çocuğun kendisiyle kalmasının onun yararına olacağına dair somut veriler sunarak bu durumu lehine çevirebilir. Örneğin çocuğun özel bakıma ihtiyacı varsa ve bunu baba daha iyi sağlayabilecekse (daha esnek çalışma saatleri, maddi imkânlar, aile desteği gibi), bunları mahkemeye ayrıntılı şekilde anlatmalıdır. Annenin yaşam koşullarında ciddi bir problem varsa (madde bağımlılığı, şiddet eğilimi, çocuğa ilgisizlik gibi), baba bunu ispatlamak için gerekirse sosyal hizmet raporları, tanık ifadeleri ve uzman görüşleri talep etmelidir. Ayrıca baba, çocukla bağını koparmadan dava sürecinde düzenli görüşmeli, mahkemece verilen tedbiren kişisel ilişki kararlarına harfiyen uymalıdır. Bu, babanın çocuğa düşkün olduğunu ve sorumluluk alabildiğini gösterir. Eğer velayet babaya verilmese bile, baba geniş bir görüşme hakkı elde etmeye çalışmalıdır (örn. hafta sonu yatılı kalma, tatillerin yarısında çocukla birlikte olma gibi). Annenin çocuğu göstermeme gibi bir durumu olursa, baba icra yoluyla bunu zorlayabileceğini ve gerekirse velayet değişikliği dahi isteyebileceğini bilmelidir – bu bilinç, anneyi de haksız uygulamalardan caydıracaktır. -
2. Nafaka Yükümlülükleri ve Ekonomik Yük: Erkeğin, boşanma sonrası genellikle maddi açıdan daha fazla yük altına girdiği söylenebilir. Hem yoksulluk nafakası hem iştirak nafakası genelde erkeğe yüklenmekte, ayrıca boşanma sürecinde tedbir nafakası da eklenince erkek ciddi bir ekonomik fedakarlık yapmaktadır. Üstelik Türk hukukundaki süresiz nafaka uygulaması, erkekler açısından boşanmanın yıllarca maddi bağın sürmesi anlamına geliyor.
Nasıl korunabilir? Öncelikle, erkekler nafaka konusundaki haklarını iyi bilmelidir. Örneğin kısa süreli evliliklerde veya karşı tarafın çalışabilir ve gelir elde edebilir durumda olduğu hallerde, yüksek meblağlı ve süresiz nafaka taleplerine direnilebilir. Erkek, kadının aslında çalıştığı veya geliri olduğu halde nafaka talep ettiğini düşünüyorsa, bunu ispatlamak için SGK kayıtları, gelir belgeleri gibi deliller sunabilir. Mahkeme nafaka bağlarken bu verileri değerlendirecektir. Ayrıca anlaşmalı boşanma durumunda erkek, nafaka miktarını makul bir seviyede tutmak veya mümkünse toplu bir ödeme ile nafaka konusunu kapatmak yoluna gidebilir. Örneğin taraflar protokolde, erkeğin belirli bir malı kadına vermesi veya toplu para ödemesi karşılığında kadının yoksulluk nafakasından feragat etmesi konusunda anlaşabilirler. Bu, erkeğin ileride süresiz ödeme yükümlülüğünden kurtulmasını sağlar (protokolde açıkça feragat yazılması kaydıyla). Nafaka ödemeye başlayan erkekler ise, belirli periyotlarla durumları gözden geçirip nafaka azaltma veya kaldırma davası açma şartları oluşmuşsa harekete geçmeliler. Örneğin eski eş işe girmiş ve düzenli geliri oluşmuşsa, erkeğin nafaka indirim talebi makul görülebilir. Özetle erkek ekonomik haklarını korumak için proaktif olmalı, gerekirse hukuki süreç başlatmaktan çekinmemelidir. -
3. Eşitsiz Muamele veya Önyargılar: Bazı erkekler, boşanma davalarında kendilerine karşı bir önyargı olduğunu hissedebilir. Örneğin “Nasıl olsa kadın haklı görülür” veya “Mahkeme kadını mağdur sayıyor” gibi düşünceler moral bozucu olabiliyor. Özellikle şiddet iddiası varsa 6284 sayılı Kanun gereği erkeğin hızlıca evden uzaklaştırılması, çocuğuyla görüşmesinin kısıtlanması gibi tedbir kararları alınabiliyor. Bu elbette kadını korumak için gerekli bir yasa; ancak kötüye kullanımı erkek için haksız sonuçlar doğurabilir.
Nasıl korunabilir? Öncelikle erkek, gerçekten şiddet veya tehdit gibi fiillerden kesinlikle kaçınmalıdır. En öfkelendiği anda bile fiziksel ya da ciddi sözlü saldırıda bulunmamalıdır; zira bu tip bir davranış tüm dava gidişatını aleyhine çevirir ve hem cezaen hem hukuken ağır yaptırımlara uğrar. Eğer erkek, asılsız bir uzaklaştırma kararıyla karşılaştığını düşünüyorsa, itiraz hakkını kullanarak mahkemeye başvurabilir ve kendisi hakkında yanlış beyanlar olduğunu, şiddet uygulamadığını anlatan savunmasını sunabilir. Bu süreçte tanık ifadeleri veya başka delillerle masumiyetini göstermeye çalışmalıdır. Yine de bu tür koruma kararlarına çok müdahale imkanı olmuyor; en iyisi böyle bir riski doğuracak ortam ve tartışmalardan kaçınmaktır. Boşanma sürecindeki iletişimi mümkün olduğunca yazılı ortamlardan yürütmek (örn. WhatsApp/e-posta gibi) de bazen erkeği koruyabilir; en azından söylenenler kayıt altındadır ve yanlış iddialara karşı delil teşkil edebilir. -
4. Sosyal ve Psikolojik Destek Eksikliği: Hukuki olmaktan ziyade sosyal bir dezavantaj olarak, boşanma sürecinde erkekler genelde duygusal desteğe erişimde zorlanabiliyor. Toplumda erkeğin güçlü olması beklendiği için, arkadaş/aile çevresinden yeterince destek alamayabiliyor veya çocukların velayeti genelde anneye verildiğinden “evlat hasreti” çekebiliyorlar. Bu da davadaki motivasyonlarını ve günlük yaşamlarını olumsuz etkileyebiliyor.
Nasıl korunabilir? Erkeklerin böyle dönemlerde profesyonel destek almaktan çekinmemesi gerekir. Psikolojik danışmanlık veya katılabilecekleri baba destek grupları, bu süreci daha sağlıklı atlatmalarına yardımcı olabilir. Zira hukuki haklarını etkili kullanabilmeleri için öncelikle mental olarak güçlü kalmaları önemlidir. Ayrıca çocuklarıyla kaliteli zaman geçirmek, onlarla iletişimi koparmamak da bu açıdan faydalıdır; mahkemece belirlenen görüş günlerini asla ihmal etmemek, hatta mümkünse ek görüşmeler için anneyle uzlaşmaya çalışmak hem çocukların menfaatine hem de babanın ruh haline iyi gelecektir. -
5. Hukuki Süreçlerde Tecrübe Eksikliği: Bir diğer dezavantaj, bazı erkeklerin hukuki süreçlere yabancı olması ve haklarını bilmemesidir. Örneğin karşı dava açmazsa neler kaçıracağını, dava dilekçesine zamanı geçirmeden cevap vermezse iddiaların kabul edilmiş sayılabileceğini, mal paylaşımı davası açmayı unutursa 10 yıl sonra hakkını yitireceğini her erkek bilemeyebilir. Kadınlar ise boşanma konusunda daha fazla araştırma yapma eğiliminde olabiliyor veya etraflarından bilgi alabiliyorlar.
Nasıl korunabilir? Erkeklerin en önemli yapması gereken, hukuki danışmanlık almaktır. Boşanma sürecine giren bir erkek, mümkünse bir boşanma avukatı ile çalışmalıdır. Avukat, haklarını tam olarak anlamasını, süreci doğru yönetmesini ve yukarıda saydığımız tüm hususlarda gerekli adımları zamanında atmasını sağlar. Örneğin Bursa Mudanya’da boşanma sürecinde olan bir erkek, bölgedeki deneyimli bir Bursa Mudanya boşanma avukatı ile görüştüğünde kendi davasına özgü stratejileri daha net görebilir. Avukat desteği, erkeğin hem hak kaybını önler hem de hukuki dezavantajları minimize eder.
Sonuç olarak, boşanma davasında erkeklerin de güçlü yasal hakları ve imkanları vardır. Önemli olan, bu hakların farkında olmak ve doğru şekilde kullanmaktır. Boşanma sürecine giren bir erkek; dava açma hakkını çekinmeden kullanmalı, çocuğunun velayeti ve geleceği için mücadele etmeli, nafaka ve mal paylaşımı konularında hakkaniyete aykırı taleplere karşı çıkmalı, kendi lehine delilleri toplamalı ve haksız ithamlara karşı kendini savunmalıdır. Bu süreçte sabırlı, soğukkanlı ve planlı hareket etmek gerekir. Her adımda yasal sürelere uymak, usul kurallarına dikkat etmek ve gerektiğinde profesyonel yardım almak başarının anahtarıdır. Unutulmamalıdır ki, Türk Medeni Kanunu erkeği de kadını da koruyan, adil çözüme ulaşmayı hedefleyen hükümler içermektedir. Erkekler, bilinçli ve kararlı olduklarında, hukuki dezavantajları dengeleyebilir ve boşanma sürecinden kendi ayakları üzerinde durabilecek şekilde çıkabilirler. Bu noktada, hak ve yükümlülüklerin doğru değerlendirilmesi için uzman bir Bursa Mudanya Boşanma Avukatı ile çalışmak da son derece faydalı olacaktır.
